“ne yanlış ne de yalnızsın!”

Homoseksüel yönelimli kadın ve erkeğe dair özellikler, 19. yy’ın ortalarından beri, psikiyatri, adli tıp ve diğer çağdaş adli ya da cinsel bilimlerin öngördüğü çerçevede kurgulanmıştır. Bu bağlamda, homoseksüellik, bazı kesimler tarafından, doğal bir olgu olarak ele alınırken, bir kesim tarafında ise perversiyona (sapkınlığa) gönderme yapan bir dejenerasyon, bir tip akıl hastalığı şeklinde tanımlanmıştır(1). Bu durum, cinslerin mutlak bir ikililikle tanımlanmasına, erkek ve kadına birbirinden tamamen ayrı iki varlık ve hatta neredeyse bambaşka iki tür gibi yaklaşılmasından da kaynaklanmaktadır (2).

Bir taraftan da, homoseksüellik kavramı, akıl hastalığı kalıplarından çıkıp bir yaşam biçimi olarak değerlendirilmeye başlamıştı. Çeşitli boyutlarda devam eden bu dönüşüm sürecinde, Amerikan Psikiyatri Derneği, 1972 yılında ve Dünya Sağlık Örgütü 1993 yılında konuyla ilgili yenilemelerini yapmıştır. Bu değişiklikler, gay ve lezbiyen hareketlerinin yoğun çabası ve uzmanlarla aralarındaki çok sayıda münazarının bir sonucu sayılabilir (3).

Cinsel yönelim ve cinsel kimlikte akıl sağlığına dair yapılan çok sayıda araştırma, alışılagelmiş bakış açısını önemli ölçüde değiştirecek sonuçlar ortaya koymuştur (1, 4). Batı dünyasında genetik ve biyolojik araştırmalar devam ederken; çalışmaların merkezinde homoseksüellik ve akıl hastalığı üzerine çalışmalardan çok; homoseksüellerin, yönelimlerinden dolayı yaşadıkları genel psikososyal sorunları ve bunların duygusal- düşünsel yaşamlarına etkileri yer almaya başladı. Amerikan Halk Sağlığı Dergisi (American Journal of Public Health) 2001 yılında “lezbiyen ve cinsiyet dönüşümlülerin sağlığına” yönelik özel sayısını yayımladı. Britanya Tıp Dergisi’nin (British Medical Journal) Şubat 2004 sayısının kapak başlığını “Homoseksüelliğe hastalık olarak yaklaşmak. Tıbbın pek çok yanlışından biri” olarak yayımlandı (5).

Son yıllarda pek çok çalışma gay, lezbiyen, biseksüel, transeksüel, transvestit, yaşama biçimi ve psikosoyal dinamiklerine odaklanmaya başladı. Elde edilen sonuçlar, sadece kadınların tecavüze uğradığına ya da cinsel agresyonun sadece heteroseksüel ilişkilerde ortaya çıktığına veya faillerin yalnızca erkekler olduğuna dair mitleri de yıkacak veriler sunmaktadır (6). Birçok araştırma, antigay propagandanın hakim olduğu ya da heteroseksizmin teşvik edildiği toplumlarda gay ve lezbiyenlere yönelik her türlü agresif davranış biçiminin boy gösterdiğini ve bu kişilerin de cinsel saldırılara, psikolojik ve fiziksel şiddete çok küçük yaşlardan itibaren maruz kaldığını ortaya koymaktadır (7, 8).

Çalışmalardaki hassasiyetin artmasıyla, daha önce birbirine karışan ya da birbiri yerine kullanılan pek çok cinsiyet kavramı gerçek anlamlarını bularak netleşirken bu doğrultuda farklı davranışı niteleyen kavramlar da göz önüne çıkmaya başladı. Bunlardan bazı önemli olanları:

Homoseksüellik: Günlük dildeki gay ya da lezbiyenliğin klinik, resmi ve tümleyen adlandırmasıdır. Bireyin, hemcinsine karşı, duygusal, romantik ve cinsel çekim duymasına eşcinsellik ya da homoseksüellik adı verilmektedir. Bu durum halen pek çok kesim için hoş karşılanmamakta ve birçok inanışta ağır yaptırımlarla karşılanan bir günah olarak atfedilmektedir.

Heteroseksüellik: Kişinin öncelikli olarak karşı cinse yönelik romantik ve cinsel arzu duymasıdır.

Biseksüellik: Kişinin, hem karşı cinsine hem de hem cinsine benzer romantik duyguları ve cinsel arzuyu duymasıdır. Biseksüeller paradoksal bir şekilde, tıpkı homoseksüeller gibi heteroseksüel toplumun bir kısmı tarafından kınanırken, aynı zamanda, homoseksüel kesim tarafından da aşağılanabilmekte ya da yargılanıp yadırganabilmektedirler.

Transvestit ya da Transvestizm: Karşı cinsin kıyafet ve görüntüsüne sahip olmak isteyen, bunu yapmaktan zevk alan veya kendisini o şekilde hisseden kişilerdir.

Cross Dressing (Karşıt giyim): Karşıt giyim ise, transvestizmle pek çok kez karıştırılan, ancak asıl motivasyonun karşıt cinsin giyimi üzerinden fantezi ve tatmine dayanan bir cinsel eylem biçimidir.

Transeksüel ve Transeksüellik: Cinsiyetini, daha radikal fiziksel değişikliklerle karşı cinse doğru dönüştürmüş kişilerdir. Bu nedenle, primer cinsel organlar operasyon gerektirdiği gibi, benzer bir şekilde sekonder cinsel organları için süre giden operasyonlar, hormon terapisi ve elektroliz gibi birçok müdahale de yapılmaktadır. Cinsiyet dönüşümü (Transgender) ise hem transvetizmi hem de transeksüeliteyi kapsayan, cinsiyet rolleri ve kimliğinin bir veya birkaç defa değişimini ifade eden bir kavramdır.

Heteroseksizm: Sadece ve sadece, homoseksüelliğin ya da karşı cinse yönelik romantik duyguların veya cinsel çekimin doğru ve kabul edilebilir bir durum olduğunu, diğer cinsel kimlik ve yönelimlerin ise asla düşünülemez ve tamamen yanlış yönelimler olduğunu varsaymaktır.

Homofobi: Homofobi sözcüğü kökeni itibariyle, kişinin hemcinsine karşı cinsel çekim duymaya yönelik irrasyonel (mantık dışı) korkusunu; ifade ederken, bu tanım daha da genişleyerek, lezbiyen, gay ve biseksüllere üzerinde baskı kurma, sıkıntı yaratma ve şiddet göstermeye dayalı tüm tepkisel kalıpları kapsamaktadır. Bu baskılama davranışları, söz konusu cinsel yönelime bağlı olarak, medyadan, arkadaş çevresinden, yakın çevre ve aile bireylerinden sözel aşağılama, dışlama, şiddet, tecavüz ve cinayetleri gibi pek çok şekilde görülebilmektedir.

Bifobi: Biseksüellerin yukarıda söz edilen sözel ve fiziksel şiddet ya da baskılanmasına neden olan karşıt düşünce biçimidir. İlginç bir şekilde, biseksüllerin, özellikle gay ve lezbiyenler tarafından sıklıkla baskı ve kötü muamele gördüğü belirtilmektedir.

Bu klinik başlıkların, bireyin cinsel yönelim ve yaşayışını anlatmak için yeterli olduğunu iddia etmek yersiz olacaktır. Psikoloji, tıp ve diğer beşeri bilimlerin temel yasası olan “bireysel farklılıkları gözetme” bu alanda da yerini bulmaktadır. Öte yandan, bir cinsel davranışı adlandırma, aynı zamanda onu tanınır hale getirmek ve meşrulaştırmak, üzerine sistemli bir şekilde çalışmak için uygun zemini sağlamaktadır.

Cinsel yönelim ve kimliğin uzun bir dönem tıbbın, psikiyatri ve psikolojinin şiddetine de maruz kaldığı, “garip”, davranışları olan, “kız gibi gülen”, “erkek gibi giyinen” çocuklarının ellerinden tutup doktora, onu iyileştirmesi içi getiren ailelere ve bu durumla, iş birliği yapan uzmanlara sıkça rastladık ve ne yazık ki halen rastlıyoruz.

Oysa, doğadaki pek çok canlıda eş cinsel davranışların olduğuna, cinsel rollerin hayvanın türüne göre değişiklik gösterdiğine şahit oluruz. Eğer, insanı da bir memeli ve hayvan olarak sınıflandırıyorsak, bu davranışların görülmesini anormal olarak değerlendirmek gerçek dışı olacaktır.

O halde, bir uzmanın cinsel kimlik ve yönelimlerle ilgili işi ancak ve ancak, tüm azınlıklar ya da farklılar gibi ekonomik, psikolojik, cinsel ve fiziksel istismara maruz kalma olasılığı, “farklı” olmanın psikososyal yansımalarını ve yönelimini yaşam bütünlüğüne katabilmenin yollarını araştırmak ve bu bağlamda el uzatmak olabilir.

Söylendiği gibi “NE YANLIŞ NE DE YALNIZSINIZ!”

KAYNAKLAR

1. Klaich D. (1974) Woman+Woman: Attitudes Toward Lesbianism (p.p.1- 114). Simon and Schuster, NY

2. Lhomond, B. (1993). Between man and woman, the character of the lesbian. Journal of Homosexuality, 25(1-2), 63–73.

3. Bayer, R. (1987). Politics, science and the problem of psychiatric nomenclature: A case study of the American Psychiatric Association referendum on homosexuality. In H. T. Engelhard Jr., & A. L. Kaplan (Eds.), Scientific controversies (pp. 381–400). Cambridge: Cambridge University Press.

4. Rothblum, E. D. (2000). ‘‘Somewhere in Des Moines or San Antonio’’: Historical perspectives on lesbian, gay, and bisexual mental health. In R. M. Perez, K. A. DeBord, & K. J. Bieschke (Eds.), Handbook of counseling and psychotherapy with lesbian, gay and bisexual clients (pp. 57–79). Washington, D.C.: American Psychological Association.

5. Lhomond, B., Saurel- Cubizolles M.J. (2006). Violence against women and suicide risk: The neglected impact of same-sex sexual behaviour. Social Science and Medicine, 62, 2002-2013.

6. Davies, M. (2002). Male sexual assault victims: a selective review of the literature and implications for support services. Agression and Violent Behavior, 7, 203-214.

7. Parrott, D.J. (2008). A theoretical framework for antigay aggression: Review of established and hypothesized effects within the context of the general aggression model. Clinical Psychology Review, 28, 933-951.

8. Gold,S.D., Marx,B.P., Lexington, J.M. (2006) Gay male sexual assault survivors: The relations among internalized homophobia, experiential avoidance, and psychological symptom severity, Behaviour and Research Therapy, 45, 549-562.